Atan Atana Batan Batana!

İstanbul Türkçesi gibi İstanbul terbiyesi de tarihe karıştı. Koca şehir, yıllar sonra kafası bozuk, asabı bozuk, dili bozuk insanlarla dolup taştı. Babıâli terbiyesi gibi bir de İstanbul terbiyesi vardı. Türkçe’yi en güzel konuşanların başında İstanbul hanımefendileri geliyordu. Bu şehrin kabadayıları bile Beyoğlu‘na gidecekleri zaman kendilerine çekidüzen veriyorlardı. Taşradan gelenler “İstanbul adabı”na hayran oluyorlardı, memleketlerine döndükleri zaman kendilerini etkileyen bu güzelliği anlata anlata bitiremiyorlardı. Böyle bir ilim, irfan merkeinin cazibesine kapılan bazı kimseler zaman zaman “Mektep, medrese görmediysek de İstanbul kaldırımlarını çiğnedik!” demekten kendilerini alamıyorlardı.
Okumaya devam et Atan Atana Batan Batana!

Analiz Ettim v.2

Toplu taşıma aracı hastalıkları:

Otobüse yada genelleştirelim, toplu taşıma aracına binen yalnız bir insancık ilk etapta kendine yer bulamazsa, ayakta yerini ayarlardıktan sonra yapacağı ilk iş cebinden/çantasından cep telefonunu çıkarmak ve kurcalamaktır. Bu durum gözlemlerime göre araca binen ve aynı durumla karşılaşan insanlardan yüzde 40’ı için gerçekleşir. Hatta çoğu kere tuş kilidi açılır, saate bakılır ve tuşlar kilitlenip cebe atılır… Bazen bu durum bulaşıcı olur, otobüste/tramvayda/metrobüste bu durumda olan birden fazla insan varsa, birisi cep telefonunu çıkarıp kurcaladıktan sonra diğerlerinin aynı şeyi yapma ihtimali yüzde 86.45’tir. Bulaşıcı yani…
Okumaya devam et Analiz Ettim v.2

İstanbul’da Yaşama Sanatı

Dostumun kütüphanesinde bir kitap var. Göz göze geldikçe savaşa giriyoruz. O diyor “beni çabuk oku!” ben diyorum “git başımdan, şimdi sırası değil!” ama yok, vazgeçmiyor. Geçen gün yanından selam verip geçtim, herhangi bir tartışmaya girmemek için ama kitap arkasını dönmüştü. Küstü mü yoksa deyip kanadı kırlımış bir kuş gibi elime aldım kitabı. Arka yüzdeki tanıtım yazsını okuyunca kendimi tutamadım ön sözünü de okuyuverdim. Sonra bir baktım ki kitabı bırakamıyorum. Az kalsın uykusuz bırakacaktı beni. Defol git diyerek kütüphaneme salladım. Şimdi sakin sakin uyuyor. Çünkü biliyor ki onu kısa zamanda okuyacağım.

Kitabın ismi “İstanbul’da Yaşama Sanatı“, A. Haluk Dursun‘un kaleminden çıkan eser 10 yıl önce Ötüken Yayınları aracılığı ile edebiyat severlerle buluşmuş. Kitabın arka yüzündeki yazıda beni etkileyen şu dizelere yer vermeden devam etmek istemiyorum:

Eğer ele geçmezse sevdiğimiz,
Çare ne? eldekini sevmeliyiz!

Nostaljiye Reddiye başlıklı bir yazı ile başlayan kitapta yazar; imparator şehir İstanbul‘da kaybettiğimiz değerler için ağlamak yerine elde bulunan güzelliklerin, değerlerin kıymetinin bilinmesini ve onlar ile İstanbul’da yaşanması gerektiğini vurguluyor. Kitap, İstanbul’da bulunan tarihi ve kültürel değerler -şu an bulunan ve kimsenin dikkatini çekmeyen- ele alınıyor ve bunların nasıl değerlendirileceğinden bahsediyor. Yazar, İstanbul’u sevemeyen kişilerin ilk önce orada yaşamasını öğrenmesi gerektiğini daha doğrusu İstanbul’un tarihini ve eski insnaların orada nasıl yaşadığını bilmesi gerektiğini savunuyor.

Türkçesi İstanbul gezi rehberi, Fransızcası İstanbul’da Yaşama Sanatı kitabını; İstanbul’u sevemeyen (küçük bir ihtimal), İstanbul’da kayda değer birşeyler yapmak isteyen, Türk-İslam kültürüne ne olmuş ki böyle diye düşünen kişilere şiddetle öneriyorum. Okumadan İstanbul’da yaşamaktan zevk almaya kalmayın! 😀

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: İstanbul’da Yaşama Sanatı – A.Haluk Dursun

Yufesta İle Şibenza

Yufesta ile Şibenza, ikinci fethin şifresi… Üç gün önce okumaya başladığım ve yine üçüncü kez elime aldığımda bitirdiğim bir kitaptan bahsediyorum. Furkan Semih‘in yazdığı Truva Yayıncılığın okuyucu ile buluşturduğu bir kitap. Kapağı ilgi çekici… Yazarın tanınmış olmaması ile birlikte kapak ve “ikinci fethin şifresi” şeklindeki açıklama insanı çekiyor.

Kitabı, istemeden okumaya başlamıştım. Bir arkadaşım önermişti, sonra farkettimki 60 sayfa okumuşum bir çırpıda. Uykum gelmese okumayı bırakmayacaktım, bir gecede bitiverecekti kitap. 😀 Kurgu, yoğun ancak sıkıcı olmayan betimlemeler sizi o sahnenin ortasına koyuveriyor. Normalde uzun betimlemelerden ve kahramanların ruh hallerinin uzun uzadıya anlatılmasından nefret ederim. İlk defa bu kadar uzun betimlemelerden sıkılmadığımı farkettim. Sıkılmamakla birlikte okurken zevk aldığımı bile söyleyebilirim. Furkan Semih‘in ikinci eserini beklemeye koyuldum şimdiden. 🙂 Okumaya devam et Yufesta İle Şibenza