Yahşi Batı’yı İzledik, Sırada Yahşi Doğu Var

İki gündür Cevahir AVM‘nin yolunu aşındırıyoruz. Dün ki föndü maceramı yazmıştım. Dün Avatar filmini izleyemeyince içimize oturdu. Dostlarımdan birisi ile kararlaştırdık: “Yarın Yahşi Batı‘ya geliyoruz ulan!” Gece yurda gelir gelmez saati kararlaştırdık ve biletleri internetten aldık. Tekrar mahsur kalmak istemedik. :D Saati geldiğinde sinema salonundaydık.

Cem Yılmaz’ın G.O.R.A ve A.R.O.G filimlerini çok beğenmiş ve defalarca izlemiştim. Anlaşılan Yahşi Batı‘yı da bir kaç kez izleme zahmetinde bulunacağım. Diğer filimlerinde olduğu gibi yapımda harcanan emek göze çarpıyor ve espriler havada uçuşuyor. Senaryo yine orijinal. Film arası verilmeden önceki sahne, izleyenleri kendine hayran bıraktı. Filmin sonunda ki mesaj ise Yahşi Doğu‘nun gelecek film olması. :) Yahşi Batı filmini bu günlerde gülmeye ihtiyacı olan herkese tavsiye ederim.

İstanbul’da Yaşama Sanatı

Dostumun kütüphanesinde bir kitap var. Göz göze geldikçe savaşa giriyoruz. O diyor “beni çabuk oku!” ben diyorum “git başımdan, şimdi sırası değil!” ama yok, vazgeçmiyor. Geçen gün yanından selam verip geçtim, herhangi bir tartışmaya girmemek için ama kitap arkasını dönmüştü. Küstü mü yoksa deyip kanadı kırlımış bir kuş gibi elime aldım kitabı. Arka yüzdeki tanıtım yazsını okuyunca kendimi tutamadım ön sözünü de okuyuverdim. Sonra bir baktım ki kitabı bırakamıyorum. Az kalsın uykusuz bırakacaktı beni. Defol git diyerek kütüphaneme salladım. Şimdi sakin sakin uyuyor. Çünkü biliyor ki onu kısa zamanda okuyacağım.

Kitabın ismi “İstanbul’da Yaşama Sanatı“, A. Haluk Dursun‘un kaleminden çıkan eser 10 yıl önce Ötüken Yayınları aracılığı ile edebiyat severlerle buluşmuş. Kitabın arka yüzündeki yazıda beni etkileyen şu dizelere yer vermeden devam etmek istemiyorum:

Eğer ele geçmezse sevdiğimiz,
Çare ne? eldekini sevmeliyiz!

Nostaljiye Reddiye başlıklı bir yazı ile başlayan kitapta yazar; imparator şehir İstanbul‘da kaybettiğimiz değerler için ağlamak yerine elde bulunan güzelliklerin, değerlerin kıymetinin bilinmesini ve onlar ile İstanbul’da yaşanması gerektiğini vurguluyor. Kitap, İstanbul’da bulunan tarihi ve kültürel değerler -şu an bulunan ve kimsenin dikkatini çekmeyen- ele alınıyor ve bunların nasıl değerlendirileceğinden bahsediyor. Yazar, İstanbul’u sevemeyen kişilerin ilk önce orada yaşamasını öğrenmesi gerektiğini daha doğrusu İstanbul’un tarihini ve eski insnaların orada nasıl yaşadığını bilmesi gerektiğini savunuyor.

Türkçesi İstanbul gezi rehberi, Fransızcası İstanbul’da Yaşama Sanatı kitabını; İstanbul’u sevemeyen (küçük bir ihtimal), İstanbul’da kayda değer birşeyler yapmak isteyen, Türk-İslam kültürüne ne olmuş ki böyle diye düşünen kişilere şiddetle öneriyorum. Okumadan İstanbul’da yaşamaktan zevk almaya kalmayın! :D

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: İstanbul’da Yaşama Sanatı – A.Haluk Dursun

Föndü, Güldüm Söndü

Yaklaşık 3 senedir İstanbul’dayım. Kahve denilince akla gelen ilk mekanlardan olan Kahve Dünyası‘na bir türlü gidememiştim, bu güne kadar. Bir çok kez denedim ama 7/24 (Cevahir AVM‘deki) tıklım tıklım dolu oldğundan hayal kırıklığına uğramıştım. Bu gün dostlarla birlikte, bir çok arkadaşımın önerdiği Avatar filmini izlemek üzere Cevahir AVM‘nin yolunu tuttuk. Daha önceden bilet ayırtmadığımızdan ve biraz geç kaldığımızdan yer bulamadık. :) Cem Yılmaz‘ın son eseri Yahşi Batı ile şansımızı deneyelim istedik ancak onda da durum farklı değildi. Tüm salonlar ağzına kadar doluydu. Bu durumda yapılacak başka bir şey yoktu. Rotamızı alış veriş merkezinin üst katlarına, yani restaurant ve cafelerin bulunduğu katlara doğru çevirdik. Biraz atıştırdıktan sonraki durağımız kahve dünyasıydı. Bu sefer bir kaç dakika içinde, tırmalayıp, yer bulabildik.

Kahve Dünyası‘nın menüsüne göz atarken daha önce Föndü‘yü tecrübe eden arkadaşımız Föndü yememizi tavsiye etti. “O ne ulan?” dedikten sonra bu garip çikolayı yemeye karar verdik. Read more

Yeni Yıla Yeni Tema

2 aydır sürdürdüğüm tema araştırmalarını sonunda bitirim. WhooThemes ekibinin hazırladığı bu cici Mainstream temasında karar kıldım. Tabii sadece tema değişmedi. Hostumu da değiştirdim. Artık daha hızlı blogum. Her şeyi sıfırdan kurmak ve düzenlemek biraz zaman aldı ama güzel oldu. :D Bu olayların 2010′un başında meydana gelmesinin hiç bir manası yok. Yani başlıktaki gibi değil işin özü. :D

Bu da 2010′un ilk gönderisi oldu böylelikle…

Uyku Bir Hastalık mıdır?

Uyku bir kantar, uyudukça artar, demiş birisi. Bıktım ulan uyku dengesiziliğinden. Tam uykumu düzene soktum diyorum, hasta oluyorum, yok usta oluyorum yok sınavlar başlıyor. Yeni bir kitaba başlıyorum veya… Tüm düzen bozuluyor bir anda. Sonra ben böyle oluyorum:

Read more