Ermeni diasporası ne yapmaya çalışıyor?
Ben de bilmiyorum ama çok çalıştıkları belli. Hedeflerini yüzyıl önce belirlemişler, bu hedeften şaşmıyorlar hiçbir şekilde. Bence biz de ortaya bir hedef koymalıyız, Osmanlı’yı çöküşe götüren herkesden intikamımızı almalıyız mesela. Hatta daha sonra dünya üzerinde adalet dağıtmaya da kalkalım. ABD pek beceremiyo bu işi.
Niyazi Saral derki: Klavye kullanmak üretmektir; tıklamak ise tüketmek:
İngilizce, Almanca, Fransızca hangisini öğrenmeliyim?
Bu da, çağımızın ÖSS aldatmacasından sonraki en büyük palavrasıdır. Siz Türkçeyi öğrenin. En önemli dil kendi dilinizdir. Gençlerin fare yerine klavyeyi daha çok kullanabildiği günleri görmek isterdim. Klavye kullanmak üretmektir; tıklamak ise tüketmek.
Almanca, Fransızca, Rusça veya Çince hepsi boştur. Artık yabancı dil bilmek diye bir konu kalmadı. Dünya’da sadece iki dil var. Birincisi anadiliniz ve diğeri İngilizce. Bilişim çağında diğer dilleri “öğreniyorum” diye çabalamak anlamsızdır. “Çok büyük Alman şirketlerinde çalışırsın,” önermesi tam anlamıyla palavradır. Bu şirketlerde çalışan insanlar aynı zamanda İngilizce de bilirler. Uluslar arası hukuk..vs. Siz sadece Fransızca yazılmış herhangi bir uluslar arası anlaşma biliyor musunuz? İngilizceyiinternet üzerinden öğrenebilirsiniz. Yeter ki gayret edin ve çalışın. Öğrenmeyi şiar edinin.
Bu yazı 20 Temmuz 2009'da Çizgi-TAGEM'den gelen bültenden alınmıştır.
Çok konuşan boş kafalılar…
Çe
vremde bazı insanlar var ve tek özellikleri çok konuşabilmek. Her şeye salça olabilen bu insancıklar, her konuda bilgi sahibi olduklarını iddia ederler. Bu saf insanlardan hemen kaçıyorum. Çünkü kafamı ağrıtıyorlar. Bir olay hakkında lüzümsuz teoriler üretmek, alakası olmayan olaya burnunu sokmak, ben biliyorum her şeyi havasında olmak, konuşurken sesini yükseltmek vs. bu insanların genel özellikleri.
Edebiyat öğretmenini hatırladıkça…
Lise 3′teki edebiyat dersleri benim için bir kabustu. Çünkü edebiyat öğretmeni olacak insan müsveddesi olduça itici ve gıcık birisiydi. Yüzündeki ifade bir yarasayı andırıyordu. Baktığı yer kahroluyordu, o derece cins bakıyordu yani.
Beni o dişiden nefret ettiren unsur ise insanlara, yok öyle olsa bir şey demeye hakkım yok, öğrencilerine karşı davranışlarında kendi düşünce ve inançlarını ön planda tutumasıydı. Sol görüşlü olduğunu düşündüğüm bu insan müsveddesi, edebiyat öğretmeni olmasına rağmen “edebi” öğrenememiş ve Osmanlı Devletinin son zamanları ile ilgili yaptığım sunumda çuvallamam sonrası “heyecanlandım, kafam karıştı” şeklindeki mazeretime “senin kafanı baya karıştırmışlar zaten” şeklinde cevap vermişti. Burada bir iğneleme vardı, anlayan anladı vs. Her ne haltsa, bu geri zekalıdan iyi bir not aldığımı hatırlamıyorum, çünkü edebiyat dersinin tek düzeleşmiş sınav sisteminden sıkılmıştım. Zaten lise 1′deki edebiyat hocası olacak dişi kişi ile de aram iyi değildi. Çünkü aynı dert onda da vardı. Bu iki dişi aklıma geldikçe 7-sülalelerini bir anarım. İsimlerini bile unuttum ama arada sırada aklıma geliyorlar ve kendilerine bol bol lanetli günler diliyorum. Lise 2′deki edebiyat öğretmenim ise şeker bir insandı.
Onu da iyi dileklerimle anıyorum. Hatta ismini unutmadım, Süreyya G. Bu “edepli” bayan, derslerini çok güzel işler ve öğrenmemiz gereken şeyi en iyi şekilde öğretirdi. Kızmak vs. gibi kötü huyları yoktu.
Uykusuzluk çok kötü bir şeymiş:
Perşembe günü sabahın köründe ilk kez gireceğim laboratuar dersi için rapor hazırlamam gerekiyordu. Çarşamba akşamı saat 11:30 gibi oturdum sevgili bilgisayarımın başına. OrCAD denen programı kurcalayarak başladım işe, çünkü rapora OrCAD ile çizilmiş devreler ve bu devrelerin zamana göre simüle edilmiş grafiklerini koymak gerekiyordu. Kısa sürede programın kullanımını çözdüm ve yeni bir word belgesi açarak giriştim rapora… Saat 12:30 oldu, ben hala raporun başındayım… Saat 3:30, raporda yer alması gereken son devre kaldı ama o da ne devre!.. Matematiksel olarak da çözmem gerektiği için ilk önce kağıt kalem ile giriştim devreye. En sonunda kocaman bir matris çıktı… Beş bilinmeyenli bir denklem işte.
Devre genel olarka basit olduğundan çözdüm tabi kısayoldan. Sonra bu işlemleri Word’e aktarmaya geldi sıra… Hani formül yazmayı biliyordum da matris yazmasını çözmem biraz zor oldu. Beş dakikada Word’de matirsler yamzaya başladım.
Sonra saat 4:30 oldu, raporun en gıcık kısmı kalmıştı. Yaptığım işlemlerden, devrelerden bir sonuç çıkarmam ve yorumlamam gerekiyordu. O uykulu kafayla bir kaç satır karayayım dedim ama daha fazla dayanamamışım anlaşılan ve masanın üstünde uyuya kalmışım.
Neyseki 5:45 gibi kendime geldim, bir şeyler yazıp kendimi saat 6:00 gibi uykunun kollarına bıraktım…
Saat 8:15′de kalkıp raporun çıktısını alıp laboratuara yetişmem gerekiyordu, neyseki bir terslik olmadı ve zamanında yetiştim derse… Uykusuzluk had safhada tabii, bir de yorgunluk var… İlk başlarda her şey güzel gitti, basit devreleri kurup gerekenleri hesapladık. Bir ara bir direnci bulamadık, Karaköy’deki elektronikçi yamuk yapmış.
Bu sırada bizim gruptan sorumlu olan bayan Arş. Görevlisi geldi. Yardım etmek istiyordu, direnci bulmak için kollarını sıvadı. Bizim aradığımız direnç 2.2k, Arş. Gr. bize 220 ohm’luk bir direnci gösterdi ve “bu değil” mi diye sordu? Benim tepkim ise çok kaba oldu, uykusuzluktan algılarım biraz yavaşlamış olmalı ki “2.2 k dedik. 2 200 ohm eder…” şeklinde bir çıkış yapmışım.
Direncin değerini aklımda hesaplarkan kendime geldim. Arş. Gr. bayan şok oldu biraz, “pardon, yanlış hesaplamışım” dedi ve gitti. Tabii ben de masanın altına doğru şöyle bir kaydım. Çok kötü bir durumdu. Sonra gün boyu (saat 16:45′e kadar, sonra uykumu tamamladım.) bu olayı hatralıkça kendime güldüm.

2 Responses to Analiz Ettim v.3
Emin Dedeoğlu
Replied on: 11 Mart 2010, 15:15
Emin Dedeoğlu
Replied on: 11 Mart 2010, 15:21
bayana çıkışın sırasındaki yüz ifadeni ve ses tonunu gözümde
canlandırabiliyorum
way haline bayanın