
Aslında “öğrenci olmak” olarak değiştirmek istiyorum başlığı ancak gönlüm el vermiyor. İlköğretimde yeni bir şeyler öğreniyorsun ufaktan ufaktan. O yıllar çok güzel… Ortaöğretime geliyoruz, yani liseye… Bir şeyler değişmeye başlıyor. Her insancığın hormonları fıkır fıkır. Kimse yerinde duramıyor. Öğretmenlerimize acıyorum bak şimdi.
Bir yarış atı gibi bir şeye hazırlanıyorsunuz: ÖSS! yada bu günlerde ona YGS diyorlar. Bizden öncekiler başka bişey diyorlardı. Herneyse, kulaklarınızda şöyle bir söz çınlıyor tüm okul hayatınız boyunca: “Olum bak şimdi çalış, üniversiteye kapağı attınmı rahatsın bir daha. O zaman yaparsın ne yapacaksan.” gibi öğütler silsilesi. Bunu hem aileniz hemde çevrenizdeki sizi çok seven(!) insanlar söylüyor. Kötü bir amaçları yok tabii. Siz de hırslanıyorsunuz, “ha haa! şimdi çalışayım üniversiteyeye gidince zaten rahat olucam, yatarım felan…” İşte bu gaz hazırlık döneminde gayet güzel geliyor insana. Bir güzel hazırlanıyorsun, bu dönemde çok sevdiğin bazı şeylerden vazgeçiyorsun. Hobilerin mesela… Hiç elektronik bir devre alamıyorsun eline. Lehim yapmak istiyorsun ama havyanın ısınması için gereken zaman yok ki. Sonra o üç saatlik sınav günü geliyor. Artık zaman doldu, 3 senedir hazırlandığın sınava giriyorsun. Bildiğin duaları okuyup sınav kitapçıklarının dağıtılmasının ardından başlıyorsun sınava… Gömülüyorsun adeta, içine kitapçığın. Çünkü bir hedefin var, ulaşmayı çok istiyorsun. Kaç yıldır bunun için hazırlanmışsın. Dışarıdan gelen herhangi bir etki (ağlama sesi, inşaat sesi, korna vs.) seni hiç etkilemiyor. Çünkü motivasyonun tam. Ya da hiç değilse sonunda “yatmak” var.
Neyse sınav bir anda bitiyor ama size baya bir uzun geliyor içindeyken. Çıktığınızda saf saf evinize dönmeye çalışıyorsunuz. Sizi karşılayan birisi varsa ne güzel… Çıkışta bazı garipliklerle de karşılaşmanız olası. Ağlayanlar, zırlayanlar vs. “Hayatın sonu değilki canım“ diyerek avutuluyorlar. Sonra herkeş dağılıyor evine yurduna… Birazdan televizyonda bir programda cevaplar verilecektir ancak izlemeye mecaliniz yoktur. Ertesi gün gazeteyi bekleyip bir anda cevapları kontrol etmek istiyorsunuz. Uzun sürmemesi lazım kontrolün. Bu deneme değilki canım, ÖSS’nin ta kendisi çünkü. Ertesi gün zor geliyor tabii ki. Gazeteyi alıp kontrol ediyoruz. Üç yıl boyunca ektiklerimizi biçiyoruz. Sonra bazı şeyelere sevinip bazı şeylere üzülüyoruz. Ve hayat akmaya devam ediyor yine…
ÖSS sınavından sonra en sancılı dönemlerden birisi de tercih dönemi. İlköğretimde saçma oyunlarla, Ortaöğretimde ÖSS ile didişen gençlerimiz bu dönemde kafayı yemeye başlıyor. “Acaba ben ne iş yaparım?” diye düşünüyor arkadaş ama bulamıyor cevabını. Kabiliyetim ilgi alanım ne? diyor, garip garip şeyler çıkıyor karşısına… Soluğu rehber öğretmenin yanında alıyor. (Ünvanı rehber öğretmen, ama ne için rehberlik yapıyor bilemiyorum. Benim gözümde hep boş işler bunlar. : ) Tabii görevini hakkıyla yerine getirene sözüm yok. Uzatsın elini öpeyim.) Rehber öğretmenin de yapacağı bir şey yok. Önüne bir test atıyor, “çöz bunu yavrum” diyor. Bizim öğrenci çözüyor, “aha yine sınvadayız” diye hissediyordur kesin. : ) Hayat bir sınav yavrum o kadar da korkma . : ) Herneyse, oldu bitti bir tercih yapılıyor. Üniversiteye kayıt olunuyor. Okul dönemi başlıyor. Burs arama, ev tutma, yurt arama givi konuları zaten dile getirmiyorum. Okula gidip gelmeye başlıyoruz, artık yatacaz. Hani doğduğumuzdan beri duyduğumuz bir öğüt var: “Üniversiteye kapağı at, bir daha rahatsın” Bu rahatlığı aramaya çalışıyoruz heryerde. İngilizce hazırlık varsa, rahat olmama durmunu “yeni bir dil öğrenmeye” bağlıyoruz. Birinci sınıfa geliyoruz. Aaa! O da ne? Bütün mühendislik öğrencileri matematik, fizik, kimya dersleri görüyor. Hemde en babasını. İlk başlarda bazı arkadaşlar hafife alıyor dersleri. “Bu ne ya? Biz zaten gördük bunları lisede!” Birinci sınavdan sonra okula uğramıyorlar. Sene sonu onları “yaz okulunda” görüyoruz. Hani görmüştün? Babayı gördün demiii
Bir bakmışsın geceleri artık uyuyamıyorsun çünkü yarın sınavın var. Çalış çalış çalış… İçinden pencereyi açıp bağırmak geliyor: “Lan kandırdınız beni! Hani üniversiteli olunca rahat olacaktım?”
Arkası yarın…

4 Responses to Üniversiteli Olmak Zor İş – 1
Muhammet Pekpak
Replied on: 29 Aralık 2009, 00:42
“Çünkü bir hedefin var, ulaşmayı çok istiyorsun.”
Biz ne yapacağız bakalım…
Sen ulaşmışsın, YTU Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği herkese nasip olmaz.
Kemal Karakaya
Replied on: 29 Aralık 2009, 00:48
Sen de ulaşırsın ciğer; istersen.
Çalışmak yeter…
Muhammet Pekpak
Replied on: 29 Aralık 2009, 18:57
İnşallah.
Emin Dedeoğlu
Replied on: 27 Şubat 2010, 16:09
Ah o kapak yok mu o kapak nerelerde kapalı yaşayan bilir
:D